Zaman zaman etrafımdaki gençlere şöyle bir bakıyorum da, içimde tarif edilmesi zor bir burukluk uyanıyor. Bizim kuşak için çalışmak sadece bir geçim kapısı değil, bir onur meselesiydi. Bizler, o nasırlı ellerin, sabahın köründe buz tutmuş direksiyonların ve helal lokma uğruna dökülen gerçek alın terinin kıymetini bilerek yetiştik. Bir minibüsle yola çıkarken, o aracın hem şoförü hem de dert ortağıydık.
Tırnaklarımızla kazıyarak çıktığımız o merdivenlerin her basamağında ayrı bir emek, ayrı bir sabır hikayesi saklıydı. Çünkü bizler, başarı dediğin şeyin mesai saatinden çalarak sosyal medyada cirit attığın o en son model bilgisayarlarla donatılmış şık bir ofis masasında değil, bir minibüsün sertleşmiş direksiyonunda, sabahın dördünde başladığını bilenlerdendik.
Bizim ofisimiz, yazın kavuran sıcağında fırın gibi olan, kışın ise ayazı iliklerimize kadar işleten bir minibüsün direksiyon koltuğuydu. Biz o koltukta sadece yolcu taşımadık; sabrı, kanaati ve “iş beğenmemek” denilen o hastalığa karşı dirençli olmayı öğrendik.
Ancak bugünün dünyasında manzara biraz farklı. Bakıyorum da pek çok genç kardeşimiz merdivenleri birer birer tırmanmak yerine, en alt basamaktan en tepeye asansörle çıkmanın hayalini kuruyor. Sabır, yerini aceleciliğe; emek ise ne yazık ki kısa yoldan zengin olma arzusuna bırakmış durumda. İş beğenmemek, en küçük zorlukta vazgeçmek ve henüz yolun başındayken her şeyin en mükemmeline sahip olma isteği, şimdiki kuşağın en büyük çıkmazı haline gelmiş.
Merdivenleri zıplayarak çıkamazsın; her basamağa ayağını sağlam basmalı, her basamağın tozunu yutmalısın ki zirveye ulaştığında rüzgâr seni savurmasın. Unutma, gerçek güç sosyal medyadaki beğenilerde değil, akşam eve dönerken duyduğun o helal yorgunluğun huzurundadır.
Terlemeden kazanılan başarının ömrü, yaz güneşi karşısındaki kar kadardır. Bizler o direksiyonu senelerce sadece bir araç yürüsün diye değil, bir gelecek kurulsun diye salladık. Emek vermeden, toz yutmadan, işin mutfağında pişmeden ulaşılan o “zirve” sizi mutlu etmeye yetmez. Çünkü gerçek tatmin, kazandığınız parada değil, o parayı kazanırken sergilediğiniz azim ve dürüstlüktedir.
Hayat, bir maratondur; yüz metrelik bir sürat koşusu değil. Merdivenlerin basamaklarını tek tek, hakkını vererek çıkın. Yorulduğunuzda dinlenin ama asla pes etmeyin. Unutmayın ki, bugün gıpta ile baktığınız o büyük başarıların temelinde, yıllar önce atılmış mütevazı bir geri vites değil, kararlılıkla takılmış bir birinci vites vardır.
Özetle…
Bugün yanınızda onlarca insan çalıştırıp ekonomiye katkı sağlıyorsanız bu, geçmişte tek başınıza salladığınız o direksiyonun size verdiği güç sayesindedir. Unutmayın; en uzun yollar, atılan o cesur ilk adımla başlar. Ve gelecek, hayal kuranların değil; kurduğu hayal için alın teri dökmekten korkmayanların omuzlarında yükselir!
Niyazi ŞAHİN
